STEREOGUN /// KADIKÖY
“STEREOGUN /// Kadıköy’de yepyeni bir hareket ve yepyeni bir oluşum!! Kadife Sokak’ın 10 numarasında üst katta bir şeyler oluyor! Indie’den elektroniğe, post-rock’tan shoegazing’e, folktronica’dan dub’a ve reggae’ye kadar uzanan renkli bir yolculukta, Radiofil Geceleri ve sıradışı DJ performansları ile Stereogun, İstanbul’da alternatif müziğin kalbinin attığı yeni durağı. Video gösterimleri ile de sezon boyunca çeşitli virgüllerin konacağı bu yeni yolculuğumuza başlamış bulunuyoruz!!
stereogun on air
kadife sokağın gönlümüzdeki yeri ayrı. iş çıkışı dostlarla buluşup, iki kadeh bir şeyler içip, iyi müzik dinlemek için ideal. herkesin birbirini tanıdığı, lafladığı, küçük ama ürekten mekanları soluklanmak için şahane. kadife sokağın yerleşik sakinlerine dün bir yenisi …eklendi: stereogun. sokağı bilenler için tarifi kolay; trip’in üst katında, eski 6.45 yerine açıldı. müzik aleminden yakından tanıdığımız, zevk sahibi dostumuz gökhan tunçişler mekanın müzik direktörü ve dün gece yapılan açılış partisininde ilk dj idi. güzel müzikler dinletti, sayesinde sağa sola dağılmış pek çok ahbapla iki lafın beli kırıldı. üstüne özgür çokyüce tempoyu yükseltip seti murat meriç’e bıraktığında iş içten geçti. “sabahlar olmasın” kıvamı tatil öncesinde ilaç gibi geldi. stereogun tam bir mahalle pub’ı ve insan kendini evinde gibi hissediyor. gökhan’la laflarken şahane partiler hazırladıklarını anlattı. mesela, 20 kasım’da radiofil (http://www.radiofil.fm/) tayfası çalıcakmış. mekan güzel, dj’ler on numara, bira ucuz.. daha ne olsun! hoşgeldin stereogun! otel canopus http://otelcanopus.tumblr.com/post/1561181130/stereogun-on-air
Caferağa Mah. Kadife Sokak No:10 Kat:2 Kadıköy /Istanbul, Turkey
music,video,cover and mp3 links
http://fadesinslowly.blogspot.com/
http://imfeelingsupersonic.blogspot.com/
http://planetmondo.blogspot.com/
40 derecede fantezi müzik
Yaz müzikleri diye bir şey var ben pek anlamıyorum, yaz aşkı gibi bir şey olsa gerek, aslında müzikte sezon durumu çok saçma bunların sezon indirimi varmıdır, pazara düşen malları kaça nereden alırız. Buna uyan sanatçılarda kendilerini küçülttüklerinin farkında değiller galiba, müzik denen şey her mevsim dinlenir. Yaz aylarında kışla ilgili bir şarkı yapıldığında’’ sera müziği bu abi sana gelmez bak Serdar Ortaç var yeni geldi sıcak sıcak bunu dinle sen, yengede sever’’ gibi satıcı tavırlarıda cabası. Popüler kültür, insanları ne hale getirdi.
Hava sıcaklıklarının artmasıyla insanların kıyı kentlerine tatile gitmesi beach clubların rağbet görmesine neden oldu, İstanbul’da da bu sektör popülerleşti,belediye bile artık halk için beach clublar açıyor. bkz.Caddebostan sahil. Peki yaz geldimi neler dinliyoruz, sanatçılar yaz albümü diye yola çıkıyorlar ama pek farklı şeyler yapmıyorlar. Toplumlar bulundukları coğrafyaya göre müzik soundlarını oluştururlar yada kendiliğinden gelişir, baktığımızda kuzey ülkelerinde daha çok karanlık, depresif, içekapanık ve melankolik bir sound gözlenir. Güney ülkelerinde ise Akdeniz, Latin yada Arap ülkelerinde dans müziği diye de tabir edebileceğimiz soundlar hakim örneğin, salsa,sirtaki, samba, reggae, dub, oryantel vs. sıcak ülke müzikleridir. Bir Kanada’da yada Rusya’da şimdiye kadar bir samba rüzgarı estiği görülmemiştir. Bunlar sıcak ülkelerin havanın verdiği rehavetle kendilerini kaybetmemek yada kaybetmek ‘’bu nasıl baktığınıza bağlı’’ adına yaptıkları dans müzikleridir.bu müziklere sonra kısaca değinecez.
Şimdi biraz gerçek beach müziği de diyebileceğimiz bir müzik tarzından bahsedelim SURF müziği, aslında çok yabancıda olmadığımız bir sound, içinde barındırdığı gitar melodileri orient arap müziğinden gelme ve ritimlerde rock’n roll, 1960’larda Amerika’da LA. Kaliforniya çıkışlı bir müzik tarzı. Müzikteki bu oryantel melodiler o zamanlarda nasıl ulaştı oralara. İçinde Arap melodilerinin yanı sıra sözlü şarkılarda da oralardan bahsetmesi sadece müzikal bir alıntı olmasa gerek. 2. dünya savaşı sonrası Amerika’lılar da diğer bazı Avrupa ülkeleri gibi Asya kıtasındaki birçok ülkeyi sömürgeleştirmişti ve tabiki ister istemez kültürlerinide öğrenmişti. Arabistan o dönemlerde Amerika’yı fazlasıyla etkilemişti para ve o büyük ihtişam kendilerinde pek görülmemekteydi ama imkanları vardı ve çok iyi değerlendirerek Hollywood’u filmleriyle oralara taşıdılar, dönemin oyuncularına baktığımızda ( Humphrey Bogart, Ingrid Bergman, Greta Gabro, Rita Hayvord ) bu tarz filmlerde sıkça gördüğümüz isimlerdi. Bu filmler daha çok jazz ve swing müziği eşliğinde izlenmekteydi ama bazı Rock’n Roll müzik yapanlar farklı şeyler arıyordu, müzikteki Blues sololarını çıkarıp yerine bu yeni soundu getirdiler. Ağırlıklı olarak enstrumantel çalınan Surf müziğinde sözlü gruplarda yok değil. Elinde sörf tahtalarıyla Kaliforniya sahillerinde gençlerin ne dinlediğini öğrenmiş olduk, gruplardan örnek vermek gerekirse,
Beach Boys
Dick Dale
The Tornados
The Ventures
Phantom Surfers
The Atlantics
Satan’s Pilgrims
Seks Bomba
gibi, ülkemizde de meraklısı varsa bir tane Surf grubumuz mevcut 90’larda kurulmuş olan ama artık çok sık dinleme fırsatı bulamadığım ‘’malum piyasa’’ RUMBLE FISH’i bir şekilde bulup dinlemenizi tavsiye ederim. Geçen sayıdada bahsettiğim Mavi Işıklar, Beyaz Kelebekler, Volkanlar,Meteorlar gibi gruplarda müziğinde bu soundu azda olsa barındırdığı gözlenmekte. Şu anda plajlarda dinlediğimiz müziklerin bu bahsettiğimiz tarzdan uzaktan yakından alakası yok ve bu bütün dünyadada böyle, günümüzdeki pop ve elektronik müziğin insanları gerçeklerden uzaklaştırmak için yapıldığını zannediyorum hatta politikacılarla sanatçılar birlikte stüdyoya giriyorlardır.
Güney müziklerinden bahsetmiştim bizde de oldukça sevilen tarzlar, içinde dans olan kıvırtma olan her şeyi severiz, tabi kimseye güneş altında jazz yada klasik müzik dinleyin demiyorum ama elektronik yada pop’dan başka müziklerde olduğunu unutmayalım ve dahil olduğumuz sürüden ara sırada olsa ayrılalım.
FESTİVALİZM !!!
Günümüzde yapılan her etkinlik ,konser,festival vs. gibi toplu hareketler bir misyon üstlenir hale geldi. Küreselleşme karşıtı konserler,Rock’n coke(yaşasın kapitalizm) Barışa Rock(savaşa hayır)Rock a fest. (kahrolsun faşizm) gibi festivaller temel başlıklar altında toplanılıp yapılan eğlenceli protestolara dönüştü. Yaşadığımız bu etkinlikler 1960’lardaki çiçek çocukların yada Hippilerin yaptığı eylemlere benziyor fakat daha naif bir şekilde gerçekleşiyor. Türkiye’de 90’ların başında hareketlenen büyük kitle konserleri yada stat konserleri Ahmet San organizasyonları ile başladı diyebiliriz,bundan öncede az da olsa gelen gruplar olmuştu fakat en hareketlenen dönem ,grupların zirvede oldukları zaman Türkiye’ye gelmeleri idi. Örneğin Metallica.Guns’n Roses,Michael Jackson,Madonna,Bon Jovi,,Scorpions,Pearl Jam gibi grupları başta sayabiliriz ve en önemlisi hepsi sağlıklı dönemlerinde burada idi. Bahsettiğimiz İnönü stadı konserleri ve diğerleri bugünkü aynı eş değerdeki konserler ile karşılaştırıldığında gerçekten büyük başarı olarak görülebilir. En önemli unsur bilet fiyatları idi ,çok ucuz olan fiyatlar sayesinde herkes konserleri izleme fırsatı bulmuştu ve grupları kendi getirdikleri özel sahnelerinde seyrediyorlardı. Yapılan bu konserlerin hiç birinde mesaj kaygısı yoktu sadece müzik ve eğlence vardı. Zamanla 90’ların sonuna gelindiğinde performans grupları gözden düştü ve elektronik müzik akımları devreye girdi ağırlıklı olarak house,trance,techno gibi soundlar mekanlarda çalmaya başladı ve organizasyonlarda bu yöne kaydı. Normal bir grup getirmekten daha az masraflı olduğundan tek bir Dj’e ödenen para ile daha zengin olunacağını anladılar tabi bunun yanında bilet fiyatları aksine daha yükselmeye başladı,böyle söylüyorum çünkü Türkiye’de hiçbir zaman kültür sanat hareketleri insanlar için yapılmadı, yapılan işler arz –talep düşünülmeksizin tamamen ticari kaygılar gelişiminde yapılmakta idi. Kimsenin o güne kadar tanımadığı bir çok dj geldi ülkemize, bunları bir şekilde müşteriye pompalamak için süslü reklamlarla tanıtıldı. Hatta birçok yer Türk dj’leri yabancı gibi gösterip çıkarttığı da oldu. O dönem ortalık tam bir kaos halini almıştı haftada bir sağda solda açılan clubler ,rock barların da bu değişime ayak uydurmaları. Aslında burada en çok karlı çıkan kesim geneli yönetenler oldu,kimyasaldan kazanılan para sayesinde ekonomik bir rahatlama yaşadılar. Elektronik müzik aslında tamamen elit ve sosyetik bir kesimin müziği olmuştu, fiyatlar yüzünden herkes buna ulaşamıyordu, tam bir tekel olmuştu. Buda müzik yapmak isteyenlerinde önünü tıkamıştı ,dj olmak için sosyetik cemiyette tanınıyor ve zengin olmanız gibi kurallar vardı. O yüzden de bizden çıkan dj lere dikkat ederseniz nerelerden geldiğini görürsünüz. Karar verip ,bir haftada geniş bir plak arşivi ve sisteme sahip olup sonrada piyasaya akmaya başladılar. Fakat buna alternatif olarak sahne performansını seven bir kitlede yada eski rock müzik dinleyicisi diyelim Trip-hop müzik ve benzeri tarz gruplara merak saldı (portishead,massive attack,tricky’i) öncü gruplardan sayabiliriz. Parkorman ve venue gibi mekanların açılmasıda bu kişilerin sevdikleri grupları izlemelerine olanak sağlamıştır. İşte bu dönemler sponsorlarda fazlasıyla bu etkinlikleri destekler oldu, bakınız enerji içeceklerinin Türkiye’de satılmaya başlaması bu zamana denk gelmektedir, televizyonlarda reklam veremeyen içki markalarıda bu sayede kendi isimleri altında partiler vermeye başladılar , işin ticari boyutu gerçekten inanılmaz . elektronik müzikte politik bir mesaj yoktu aslında hiçbir mesaj yoktu, sadece için,bol para harcayın ve uyuşun felsefesi hakimdi, bu yüzden kendilerinden başka kimseye zararları yoktu. Elektronik müzik işte Türkiye’de bu şekilde anlam kazandı ,yatırımcılar zengin oldu .
Her şeyin bir sonu olacağı gibi bu akımda yavaş yavaş sabun köpüğü bir hal aldı ve tüketim canavarı ülkemizde suyun dibini boyladı,mekanlar tek tek önce isim değişikliğine sonrada kapanmaya kadar gitti. Bu devrede yeni fikirler insanları cezp edici aktiviteler oluşmaya başladı ,ilk önce Ömerli’de gerçekleşen hatta hep orada yapılması planlanan bir alan alınacak ve kompleks haline getirilecekti ,bahsettiğim festival H2000 ‘dir. Adının bu olma sebebi alanda çok büyük bir su havuzu inşaası olacak olması idi, bir su festivali olması düşünülüyordu, fakat bütçe yetmedi seneye yaparız dediler. İlk festival Ömerli’de yapıldı havuz yoktu ama 2. gün sağanak yağmur insanları biraz serinletti. Fakat 2. etkinlik bu mekanda yapılamadı ,oraya kompleks yapmayı düşünürlerken kendilerini İstanbul’un göbeğinde Maslak’ta buluverdiler ,Venue de gerçekleşen konser tam bi fiyasko idi ve takip eden yıllarda dahada kötüleşti ,gelen gruplar hiç tatmin edici değildi ve gereksiz pahalı idi.en son festival Kilyos’da yapıldı ve alan için izin alınmadığından başları bayağı derde girdi sanırım ve H2000 sonlandı. Burada yapılan iş ,bir grup parası ve çevresi olan hatta bir kısmı müzik piyasasından olan kişilerin girişiminde denenmiş olan bir organizasyonun sonucudur .
Bunu takip eden yıllarda Rock’n Coke festivalide hayatımıza girdi. İlk sene gerçekten müzik anlamında başarılı geçti ,her geceye bir headline grup ve önceden Türkiye’ye gelmemiş büyük isimler sahne aldı. Harcanılan paraya değdi açıkçası ,işin aslında hiçbir politik yanı yoktu,sadece sahne alan bir takım anti-kapitalist yerli gruplar bazı eleştirilere maruz kaldı. Bir sonraki senelerde aynı performansı beklediğimiz festival aynı başarı çizgisini yakalayamadı. Yabancı grup sayısında ve kalitesinde düşüş yaşanmaya başlandı. Burada aslında önemli olan gelen grupları izlemek için ödenen para, insanlar 3 gün için standartların üstünde faiş ücretler ödeyerek ,aslında hiç de o fiyatlara gelmeyen düşük bütçeli grupları izliyorlar. Bunun da adı dolandırıcılık oluyo, ve bunu fark eden birçok yabancı grupta bilet fiyatları yüzünden Türkiye’ye gelmek istemiyor. Ve en sonunda Rock’n Coke patronlarıda hasılatı toplayıp bu işi bıraktılar, seneye artık başka bir içecek adıyla yeni bir festival döngüsü yaratırlar.
Birde bu tarz festivallere anti düzenlenen ve ücretsiz yapılan etkinlikler var. İlk bakışta çok güzel,diğer festivallere harcanan bütçe burada yok denecek kadar az ve bu yoklukla da konser yapılabileceğini gösteriyorlar. Fakat işin perde arkası biraz farklı, son yıllarda popüleritesi gittikçe artan Barışa Rock festivali Rock’n coke kapitalizmine karşı yapılan bir hareket olarak tanındı ve bu savaşı kazandı sanırım ve yine aynı felsefe ile yola çıkılan bir diğer etkinlik ise İzmir Dikili’de yapılan Rock a fest.di. buradada sloganlar aynı idi . çıkan yerli ve yabancı grupların performansları harika olmakla beraber , içeride satılan yiyecek ve içecek ürünlerine takıldım biraz. Koka kola satışı yoktu ve benzeri yabancı içecekler.ayran,soda,su ve sanırım şarap yerli malı idi,yiyeceklerde tamamen Türk standartlarına uygun ve hijyenik ortamda halka sunuluyordu. Fakat bunun yanında bolca alkol tüketen genç arkadaşlar 3 gün boyunca Efes Pilsen i zengin etti, bu markanın kime ait olduğunu bir araştırsınlar derim,hemen bu bira standının karşısında açılan tezgahta ise sigara ihtiyacı karşılanıyordu , burada satılan ürünler ise Samsun ve Winston’dı. Winston sigarası bir Philip Moris ürünüdür ve kendileri Ku Klux Klan üyesidir ,oradaki anti-ırkçı arkadaşlara bir hatırlatma.daha bir çok küçük detayda sayabiliriz. Burada söylemek istediğim ,bu tür etkinlikleri yaparken bir misyon adı altında yapılmaması, çünkü bu şekilde sonuçlar mutlaka çıkacaktır ve hiçbir zaman olmayan kültürleri veya akımları Türkiye’de var gibi göstermek yada insanları buna ikna çabaları bu yüzyılda artık çok zor gibi gözüküyor. 3 günlük festivalden dönen binlerce genç akşam eve geldiğinde sofrada kola içip sonrada American Tobacco ürünlerinden birini tüttürürken acaba aklından geçiyormudur kapitalizm,sosyalizm,ırkçı
lık,komünizm ve diğer akımlar, sanmıyorum. Mesaj vermeye çalışmayın, bol bol konser vermeye çalışın. İşin müzik kısmını iyi biliyoruz fakat politikadan anlamıyoruz, anlasaydık ülke bu durumda olmazdı bizde bunları konuşuyor olmazdık . bütün bu olanlardan hoşnut değilseniz tek yol Budist olup Tibet’e çıkmanız, ama onlarında bir patlama noktaları oluyor elbet . Bence biz güzel konserler izlemeye devam edelim , müzik adına Türkiye’deki dandik sektörü nasıl düzeltebiliriz onun üzerine tartışalım, eskide kalmış akımları boş verelim. Bakın en büyük komünist devlet Çin bile ne hale geldi .
Müziğe teşvik için para gerekir, bu sebeple konserleri bedava yapmak yerine cüzi miktarlara bilet satıp hiç yoktan sahne alan amatör gruplara ( beste grupları) buradan az da olsa para ödenirse ,müziğe teşvik artar ve gruplarda 2 günde dağılmazlar.
İyi müzik dinleyin , iyi gelir !!!
GÖKHAN TUNÇİŞLER
SERBEST DÜŞÜŞ
ŞEHİR ROCK MAGAZINE (İZMİR)
Jane Birkin & Serge Gainsbourg – Je T’aime… Moi Non Plus
Jane Birkin & Serge Gainsbourg – Je T’aime… Moi Non Plus



















